20 Mayıs 2016 Cuma

Güzel Söze Uymanın Önemi

Güzel Söze Uymanın Önemi

Şener sevimli, güzel ahlaklı ve çok çalışkan bir çocuktu. Babasının işi sebebiyle başka bir şehire taşınmışlardı. Bu yüzden Şener, çok sevdiği arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalmıştı.
Yeni evlerine taşındıktan bir süre sonra apartmanlarında oturan komşuları, Şenerleri ziyarete geldiler. Şener çok mutlu oldu, çünkü apartmanlarında onun yaşında birçok çocuk vardı. Şener yeni tanıştığı arkadaşlarını çok sevdi ve zamanla arkadaşlarıyla iyice kaynaştı. Ancak içlerinden Gökhan isminde yaşça diğerlerinden küçük olan bir çocuk her zaman oynadıkları oyunları bozuyor, hep kendi istediği oyunlar oynansın istiyor, istediği bir şey olmayınca da onlara küsüyordu.
Bir gün bahçede bütün çocuklar toplanmış oynarlarken Gökhan yanlarına geldi. Çocuklar o sırada Şener’in yeni alınmış oyuncağı ile oynuyorlardı. Gökhan’ın gelmesi bütün çocukları huzursuz etti. Çünkü Gökhan oyunlarına katıldığında mutlaka bir tartışma çıkacağını biliyorlardı. Bu yüzden çocuklar Gökhan’ı bu sefer aralarına almadılar. Bu duruma çok kızan Gökhan da Şener’in yeni oyuncağını aldı ve yere atarak kırdı. Bu duruma çok üzülen Şener ve arkadaşları Gökhan’la tartışmaya başladılar. Çocukların seslerini duyan Salih Dede hemen pencereye gidip dışarı baktı. Salih Dede çocukları çok seviyordu, onlarla her zaman ilgileniyor, sık sık çocuklarla Allah’ın varlığı, verdiği nimetler, Allah'ın yapılmasını emrettiği ibadetler gibi konularda sohbet ediyordu. Çocukların tartıştıklarını görünce hemen yanlarına geldi. Gökhan ağlıyordu. Çocuklar olanları Salih Dede’ye anlattılar, sonra hep beraber bahçede oturup sohbet etmeye başladılar.
çocuklar
Şener: Salih Dede. Ben ve arkadaşlarım her zaman çok iyi geçiniyor, birbirimizle kavga etmeden oyunlarımızı oynuyoruz. Ama Gökhan her zaman oyunumuzu bozuyor, biz de artık onunla arkadaş olmak istemiyoruz.
Gökhan: Ama onlar benim istediğim şeyleri yapmıyorlar.
Salih Dede: Sevgili Çocuklar! Hepimiz her an huzurlu olmak, güven içinde yaşamak; arkadaşlık, dostluk ve neşenin olduğu yerlerde bulunmak isteriz. Ancak, bunların olması için yalnızca istemek yetmez. Ayrıca bunları hep karşı taraftan beklemek de olmaz. Huzurlu, güvenli ortamlar sağlamak, güzel dostluklar kurmak özel bir çaba ve fedakarlık ister. Eğer herkes, yalnızca kendi isteğinin olmasını ister, kendi rahatını düşünür, fedakarlıkta bulunmazsa, insanlar arasında kavgalar ve huzursuzluklar olur. Ancak Allah'tan korkan müminler farklı davranırlar. Onlar, hem fedakar, hem affedici, hem de sabırlıdırlar. Kendilerine haksızlık yapıldığında dahi, affedici davranarak, ortamın huzur ve güvenliğini, insanların neşesini kendi isteklerinden üstün tutar, en güzel tavrı gösterirler. Bu, Allah'ın müminlere emrettiği üstün bir ahlak özelliğidir.
salih dede
Şener: Peki Salih Dede karşımıza bize kötü söz söyleyen, düşmanca tavırlar gösteren biri çıktığında ne yapmalıyız?
Salih Dede: Tabii ki biz Allah’ın emrettiği şekilde davranmalıyız. Bunu yüce Allah bize Kuran’ı Kerim’de Fussilet Suresi'nin 34. ayetinde şöyle bildirmiştir:
“iyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir."
Çocuklar Salih Dede’ye teşekkür ettiler ve bundan sonra birbirlerine en güzel şekilde davranacaklarına söz verdiler.

Müminlerin alçak gönüllülükleri nasıl olur?

Allah Kuran’da müminlere alçak gönüllü olmalarını emretmiştir.
Müminler, Allah'ın herşeyi yarattığını, herşeyin tek sahibinin Allah olduğunu ve insanlara tüm nimetleri verenin O olduğunu bilen insanlardır. Bu yüzden ne kadar güzel, ne kadar zengin, ne kadar zeki, ne kadar itibarlı olurlarsa olsunlar büyüklenmezler. Allah müminlerin alçak gönüllü olduklarını Kuran’da şöyle bildirmiştir:
“O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman "Selam" derler.”
(Furkan Suresi, 63)
Bu ahlaklarının sonucunda Allah müminleri müjdelemiştir:
“... İşte sizin İlahınız bir tek İlahtır, artık yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.”(Hac Suresi, 34)

Allah'ı anlamak nasıl olur?

Müminler, Allah'ın her an kendilerini gördüğünü ve işittiğini, karşılaştıkları her olayı Allah'ın yarattığını bilirler. Yaşamlarının her anında kendi kendilerine Allah'ı düşünüp anarlar. Allah'ı anmak, karşılaşılan herşeyi, meydana gelen her olayı Allah'ın yarattığını bilmek, Allah bana bununla ne göstermek istiyor diye düşünmek, Allah'ın yaratışındaki hikmetleri anlamaya çalışmak, her an Allah'ın yüceliğini kavrayabilmek için çaba göstermek ve tüm bunları diğer insanlara da anlatmakla olur. Müminlerin her an Kendisi'ni andıklarını Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:
“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) ‘Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
(Al-i İmran Suresi, 191)

Müminlerin Temizliği

Müminlerin Temizliği

Ali o gün çok heyecanlıydı. Öğretmenleri onlara “Temiz olmak” konulu bir ödev vermişti. Bu konu hakkında istedikleri kaynaklardan bilgiler toplayıp, sonra da onları bir kağıda yazarak sınıfta anlatmalarını istemişti. Ali bugüne kadar temizlik konusunda bildiklerini yerine getiriyordu. Ama bunları nasıl anlatacağına bir türlü karar veremiyordu. Elbette ki bu konu hakkında bilmediği daha pek çok şey vardı. Ali’nin aklına güzel bir fikir geldi. Öğretmenleri her türlü kaynaktan bilgi toplayabileceklerini söylediğine göre apartmanlarında oturan Ahmet Dede’den pekala bilgiler alabilirdi. Hemen defterini ve kalemini aldı, annesinden izin isteyerek Ahmet Dede’nin evine gitti. Ahmet Dede, Ali’nin bu davranışından dolayı çok memnun oldu. Beraber sohbet etmeye başladılar:
Ali:Ahmet Dede. Her insan temiz olmalı ama okulda bazı arkadaşlarımı görüyorum sabah okula geldiklerinde yüzlerini bile yıkamamış oluyorlar.
Ahmet Dede: Aliciğim; Allah Kuran’da müminlere temiz olmalarını, pislikten uzaklaşmalarını emretmiştir. Kuran ahlakını yaşamayan insanlar her konuda olduğu gibi temizlik konusunda da Kuran ahlakını yaşamadıkları için bu gibi kötü durumlara düşerler. Müminler fiziksel olarak tertemiz insanlardır. Bedenleri, yedikleri yiyecekler, giydikleri giysiler, yaşadıkları ortamlar her zaman temizliği ve düzeniyle göze çarpar. Bulundukları her yeri Kuran'da tarif edilen, tertemiz cennet ortamlarına benzetmeye çalışırlar. Allah müminlerin temizlik anlayışının nasıl olması gerektiğini Kuran’da şu ayetlerle bildirmiştir:
“… Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler,
rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.”
(Hac Suresi, 26)

“Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin...”
(Bakara Suresi, 172)

“Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.”
(Müddessir Suresi, 4-5)
Ali:Peki Allah’ın Kuran’da bildirdiği temizliği yaşayabilmek için müminlerin neler yapmaları gerekir?
Ahmet Dede: Allah insanlara temizlenmeleri için  suyu yaratmıştır. Su, büyük bir nimettir, insanların Allah’a şükretmeleri için bir vesiledir. Sabah kalkar kalkmaz elini yüzünü yıkamak, duş alıp güne tertemiz başlamak yapılması gerekenlerin en başında gelir. Allah insanlara temizlenmeleri için gökten su indirdiğini Kuran'da şöyle bildirmiştir:
“... Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.”
(Enfal Suresi, 11)
Ali:Ahmet Dede, bu ayetten şeytanın insanlara pislik verdiğini anlayabiliriz, öyle değil mi? Yani pis olan insanlar şeytana uymuş oluyorlar.
dinimizi öğrenelim
Ahmet Dede: Allah bu ayette, şeytanın pisliği hoş göstermeye ve temizlenmekten alıkoymaya çalıştığını bildirerek insanları uyarmıştır. İnsanı Allah'ın yolundan saptırmaya çalışan şeytan, temizlenme konusunda da insana sürekli telkinde bulunur. Örneğin, yemeklerden sonra diş fırçalamayı ya da mümkün olduğu kadar düzenli bir şekilde duş almayı insanlara zor göstererek erteletmeye, daha sonra da tamamen unutturmaya çalışır. Birkaç defa bu konuda gevşeklik göstermek çok önemli sonuçlar doğurmasa da, zamanla insanın görünüşünde ve sağlığında bozulmalara sebep olur. Şeytanın amacı da zaten budur. Büyük bir kin duyduğu ve cehenneme sürüklemeye çalıştığı insanın pislik içinde yaşaması, cildinin bozulması, dişlerinin çürümesi, kötü bir görüntüye sahip olması ve sağlığının bozulması onun en büyük arzusudur. Ancak Kuran ahlakını yaşayan bir insan şeytanın bu telkinlerine karşı uyanık ve dikkatlidir. Temizlenme konusunda da en ufak bir gevşeklik göstermez. İmkanı olduğu kadar her koşulda temizliğine dikkat eder.
Ali:İnsanların bazıları temiz ve düzenli olsalar da  her zaman aynı şekilde görünmüyorlar. Mesela sadece bayramlarda veya belirli günlerde temiz ve düzenli, diğer zamanlarda ise bakımsız görünüyorlar. Onların temizlik anlayışları nedir?
Ahmet Dede: Kuran ahlakını yaşamadıkları halde bazı insanlar da temizliklerine çok dikkat eder ve önem verirler. Ancak, amaçları ve niyetleri nedeniyle iman edenlerden kesin olarak ayrılırlar. Bu insanların amacı, insanlar tarafından eleştirilmemek, onlara güzel görünmek, kötü kokmamaktır. Temizlenirken Allah'ın rızasını düşünmedikleri için yalnız olduklarında ya da önemsemedikleri insanların yanında bulunduklarında görünüşlerine ve temizliklerine dikkat etmezler. Ancak bir mümin, insanlar tarafından beğeni kazanmak için değil, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak, O'nun emrini yerine getirmek için temizliğine önem verir; günlerce kimse ile görüşmese de her zaman temiz ve bakımlıdır.
Ali:Verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim Ahmet Dedeciğim. Anlattıklarını düşünerek hem yazımı yazacağım, hem de bundan sonra temizlik konusunda daha dikkatli olacağım.
Ali hemen eve gitti ve ödevini yazmaya başladı. Yazdıklarını bir an önce okulda arkadaşlarına ve herkese anlatmak için büyük bir heyecan duyuyordu. Onun Kuran ahlakını anlatmak için duyduğu bu şevk ve heyecan, iman eden her insanda olması gereken, mümin alametlerinden biridir.

Çetin ile Süslü Tavuş Kuşu

Çetin ile Süslü Tavuş Kuşu

Hafta sonu Çetin, ablası ve annesi  hayvanat bahçesine gitmişlerdi. Birbirinden sevimli, birbirinden güzel hayvanları şaşkınlıkla izliyor, kimilerine yem veriyor, kimilerini uzaktan seyrediyorlardı. Yaramaz bir fil yavrusu Çetin’in ablasının elbisesine su püskürttü. Çetin ve annesi gülerek yollarına devam ettiler:
Çetin’in annesi: Bakın şu süslü tavus kuşuna.
Çetin ve ablası gerçekten de tavus kuşunun güzelliği karşısında çok etkilenmişlerdi. Çetin daha yakından bakabilmek için tavus kuşuna biraz daha yaklaştı.
tavuskuşu
Tavus kuşu: Merhaba sevgili Çetin. Ben gerçekten de hayvanlar aleminin en süslü canlısı olarak bilinirim.
Çetin: Kuyruğun çok güzel. Bütün tavus kuşlarının kuyrukları böyle midir?
Tavus kuşu: Hayır minik dostum. Bu kuyruk sadece biz erkek tavus kuşlarında vardır. Biz bu güzel kuyruğumuzu eşimiz olmasını istediğimiz dişi tavus kuşlarını etkilemek için kullanırız.
Çetin: Kendini göremeyen bir tavus kuşu kuyruğunu açınca bu kadar güzel ve çekici göründüğünden nasıl emin olabilir ki? Bunun biri tarafından size öğretilmesi gerekli değil midir? İnsanlar bile ancak aynaya bakınca nasıl göründüklerinden tam emin olabilirler.
Tavus kuşu: Haklısın! Biz aynaya bakıp bu güzelliğimizi görmüyoruz. Kuyruğumuzu bu şekilde açarken alımlı hale geleceğimizi bize Allah öğretiyor.
Çetin tavus kuşuna yakından bakınca  açılan kuyruğundaki muhteşem renkler ve desenler karşısında şaşırdı.
Çetin: Sanki harika bir resme bakar gibiyim. Renkler o kadar güzel ki…
Tavus kuşu: Kuyruğumdaki  bu güzel desenleri ben çizmiş olabilir miyim? Elbette bunlar imkansız, küçük arkadaşım. O halde biz tavus kuşlarının olağanüstü güzel olan kuyruğu kendiliğinden oluşmamıştır. Bizim bu güzel renklerimize herkes hayran oluyor. Çünkü bütün canlılar gibi bizi de bu güzellikte yaratan Allah’tır.
Çetin: Şimdi canlıları bu kadar güzel yaratanın Allah olduğunu bir kez daha anladım. Hoşçakal, güzel arkadaşım!
tavşanlar
Çetin Allah’ın üstün gücüne büyük bir hayranlık duyarak, ablasının ve annesinin yanına geri döndü. Onlara da tavus kuşunun bu güzelliğini Allah’ın yarattığını hatırlatacaktı.
Tavus kuşu, Çetin’in ardından seslendi.
Tavus kuşu: Hoşçakal!

Can ile Minik Kuş

Can ile Minik Kuş

O Allah ki yaratandır, (en güzel biçimde) kusursuzca var edendir,
şekil ve suret verendir...
(Haşr Suresi, 24)
Can okuldan eve geldiği sırada dışarıda şiddetli bir yağmur başlamıştı. Yemeğini yedikten sonra ödevlerini yapmaya başlamadan önce annesinden yağmuru seyretmek için biraz izin istedi. Annesi Can’a kısa bir süre izin verdi. Can da  pencerenin kenarına gelip yağan yağmuru seyretmeye başladı. Sokakta şemsiyesiyle yürüyenlerden başka, şemsiyesi olmadığı için apartmanların kenarına sığınan insanlar vardı. Bir süre sonra etrafta yağmur birikintileri oluşmaya başladı. Yoldan geçen arabalar suları etrafa sıçratıyor, insanlar ıslanmamak için kenara kaçışıyorlardı. Can hemen evde olmasının ne kadar iyi olduğunu, Allah’ın onlara verdiği sıcak ev ve yiyecekler için daha çok şükretmesi gerektiğini düşündü. Tam o sırada pencerenin önüne bir serçe kondu. Zavallı kuş yağmurda sığınacak bir yer arıyor herhalde diye düşünerek hemen pencereyi açtı.
minik kuş
Can: Merhaba, benim adım Can. İstersen içeri gelebilirsin.
Kuş: Teşekkür ederim Can. Yağmur dinene kadar içeride bekleyebilirim.
Can: Dışarıda çok üşümüş olmalısın. Daha önce hiç bu kadar yakından bir kuş görmemiştim. Bacaklarınız ne kadar da inceymiş. Bu incecik bacaklarla vücudunuzu nasıl taşıyabiliyorsunuz?
Kuş: Evet Can, biz kuşların bacakları vücudumuza göre incedir. Ama  buna rağmen vücudumuzun ağırlığını kolaylıkla taşıyabiliyoruz. İncecik bacaklarımızın içinde pek çok kas, damar ve sinir var. Eğer biz kuşların bacakları daha kalın ve hantal olsaydı uçmamız oldukça zorlaşırdı.
Can: Uçmak kimbilir ne kadar güzel bir duygudur. Kanatlarınız da incecik ama onları kullanıp uçabiliyorsunuz. Peki nasıl oluyor da yorulmadan çok uzaklara uçabiliyorsunuz?
Kuş: Uçmak için ilk havalandığımızda çok enerji harcarız, çünkü bütün vücut ağırlığımızı incecik kanatlarımızla kaldırmamız gerekir. Ama bir kere uçmaya başladığımızda dinlenebilmemiz için havada kendimizi rüzgara bırakırız. Bu şekilde daha az enerji harcadığımız için kolay kolay yorulmayız. Rüzgarın etkisi geçince ise tekrar kanat çırpmaya başlarız. Allah’ın bizim için yarattığı kolaylıklar sayesinde çok uzun mesafeleri uçabiliriz.
Can: Peki uçarken etrafınızı nasıl görebiliyorsunuz?
minik kuş
Kuş: Bizim en iyi duyu organlarımızdan biri gözlerimizdir. Yüce Allah biz kuşlara, uçma yeteneğimizin yanı sıra üstün bir görme kabiliyeti de vermiştir. Eğer başlı başına bir mucize olan uçma yeteneğimiz, üstün bir görme yeteneğimiz olmasaydı son derece tehlikeli olurdu. Çok uzaktaki nesneleri insanlardan çok daha net görme gücüne ve daha geniş bir görme açısına sahibiz. Böylece tehlikeleri önceden fark ederek uçuşlarımızın yönünü ve hızını ayarlayabiliriz. İnsanlar gibi gözlerimizi hareket ettiremeyiz. Çünkü gözlerimiz yuvalarında sabittir. Ama  başımızı ve boynumuzu hızla çevirerek görüş alanımızı büyütebiliriz.
Can: Demek bu yüzden kuşlar hep başlarını oynatıyorlar. Yani etrafınızı daha rahat görebilmek için. Bütün kuşların gözleri aynı mıdır?
Kuş: Baykuş gibi gece kuşlarının çok büyük gözleri vardır. Gözlerindeki bazı özel hücreler loş ışığa karşı duyarlıdır. Bu özellikleri sayesinde baykuşlar, geceleri çok iyi görüp avlanabilirler. Allah, su kuşları denilen türlerimizin gözlerini ise suyun içinde çok net görebilecek bir şekilde yaratmıştır. Su kuşları kafalarını suya daldırıp çıkararak sudaki böcek ve balıkları kolayca yakalarlar. Allah su kuşlarının gözlerinde su altında görmeye uygun bir yapı yaratmıştır. Bu sayede suyun altını berrak görür ve hemen avlarına doğru yüzerler.
Can: Bütün kuşların gagaları birbiriyle aynı değil. Bunun sebebi nedir?
Kuş: Allah gagalarımızı, türlerimize göre farklı farklı olan çok önemli görevleri yerine getirebilecek şekilde yaratmıştır. Biz kuşların gagaları, yaşadığımız ortamda beslenmemize en uygun olacak biçimdedir. Tırtıl ve solucan gibi böcekler, böcek yiyen biz kuşlar için çok lezzetli canlılardır. İnce ve sivri gagamızla tırtılları ve toprağın altındaki solucanları kolaylıkla çıkarabiliriz. Balıkla beslenen türlerimizin gagaları genelde balıkları kolay avlayabilmeleri için uzun ve kepçe şeklindedir. Bitkiyle beslenen türlerimizin gagaları ise beslendikleri bitki çeşidine göre o bitkilere en rahat ulaşabilecekleri biçimdedir. Rabbimiz yeryüzünde yaşayan tüm canlılara ihtiyaç duydukları özellikleri eksiksiz ve kusursuz olarak vermiştir.
Can: Benim gibi kulakların yok ama beni rahatlıkla duyabiliyorsun.
Kuş: Duymak da biz kuşlar için çok önemlidir. Bu şekilde avlanabilir, etrafımızdaki tehlikelere karşı korunabilir ve haberleşebiliriz. Bazı kuşlarda çok alçak sesleri çok rahat duymalarını sağlayan kulak zarları vardır. Baykuşların ise kulakları sese karşı çok hassastır. Duyma oranları insanlardan çok daha fazladır.
Can: Siz kuşlar çok güzel ötüyorsunuz. Sizin sesinizi dinlemek çok hoşuma gidiyor. Sesinizi  ne amaçlarla kullanıyorsunuz?
Kuş: Bazı türlerimiz düşmanlarını yanıltmak için seslerini çeşitli şekillerde kullanırlar. Ağaç deliklerinde yaptığımız yuvalarımızı düşmanlardan korumak için bir yılan gibi tıslarız. Yuvaya saldıran yırtıcı hayvan yuvada bir yılan olduğunu düşünür böylece biz de yuvamızı korumuş oluruz.
Can: Yuvalarınızı düşmanlardan korumak için başka neler yaparsınız?
Kuş: Yuvalarımızı düşmanlardan korumak için çok sayıda sahte yuvalar kurarız. Böylece aralarına gizlediğimiz gerçek yuvamızı ve yumurtalarımızı düşmanları şaşırtarak korumuş oluruz. Yuvalarımızı zehirli yılanlardan korumak için girişlerini gizli ve karmaşık yaparız. Başka bir önlem olarak da dalları dikenli ağaçlara yuva yaparız.
Can: Bazı kuşlar suda nasıl yüzebiliyorlar. Neden bütün kuşlar suda yüzemez?
Kuş: Yaratıcımız olan Allah bazı türlerimize suda yüzebilecek özellikler vermiştir. Suya girdiklerinde yüzmelerini sağlamak için ayak parmaklarının arasını perdeli yaratmıştır. Diğer türlerimizin ayak parmakları ise ince ve perdesizdir. Bu yüzden su kuşlarının dışındaki kuşlar suda yüzemezler.
Can: Tıpkı bir palet gibi. Yüzerken ayağıma palet taktığımda çok daha hızlı yüzebiliyorum.
Kuş: İşte bazı türlerimiz de doğuştan bu paletlere sahiptir.
Can ile kuş sohbetlerine devam ederlerken annesi Can’ı ödevlerini yapması için odasına çağırdı. Bu sırada yağmur da dinmişti.
Can: Ben artık odama gidip ödevlerimi yapmak zorundayım. Yarın okulda siz kuşların özelliklerini ve yüce Allah’ın tüm varlıklar gibi sizleri de üstün yaratma sanatıyla ne kadar kusursuz yarattığını arkadaşlarıma anlatacağım.
Kuş: Yağmur dindiğine göre ben de artık yuvama dönebilirim. Beni içeri aldığın için çok teşekkür ederim Can. Arkadaşlarına biz kuşları anlatırken tüm canlılara olduğu gibi biz kuşlara da çok iyi bakmaları ve onlara taş atmamaları gerektiğini de anlatır mısın?
minik kuş
Can: Tabii ki anlatırım. Allah’a emanet ol.
Can pencereyi açtı ve kuş da hemen uçtu ve gökyüzünde süzülmeye başladı. Can da Allah’ın yaratışındaki üstünlüğü düşünerek ödevlerinin başına oturdu.
"Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır."
(Nahl Suresi, 79)

Ali’nin Küçük Dostu

Ali’nin Küçük Dostu

Şüphesiz, müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
(Casiye Suresi, 3-4)
Ali ve ailesi pazar günü piknik yapmak için erkenden ormana gelmişlerdi. Annesi piknik malzemelerini yerleştiriyordu.
Annesi gelirken sepeti Ali’nin çok sevdiği havuçlarla doldurmuştu. Ali hemen bir ağacın altına oturdu. Bir yandan kitap okuyor, bir yandan havuçlarını yiyiyordu. Bir tavşanın sepete doğru yaklaştığını gördü. Minik tavşanı korkutmamaya özen göstererek Ali yavaşça doğruldu.
tavşan
Ali: Demek karnın acıktı minik tavşan!
Tavşan: Şeyy... Evet, havucu çok seviyorum.
Ali: Gel beraber yiyelim, hem biraz sohbet ederiz, senin hakkında merak ettiğim çok şey var...
Tavşan: Biz tavşanlar toprak altına kazdığımız yuvalarda yaşarız. Ve havuçlar da tam bizim bu yer altındaki yaşantımıza uygun olarak yerin altına doğru büyürler. Böylece onlara kolayca ulaşabiliriz. En sevdiğimiz yiyecek olan havuca  kolayca ulaşabilmemiz için yüce Allah onları en uygun şekilde yaratmıştır. Allah böyle dilediği için, biz yiyeceğimizi  kolayca bulabiliriz. Bu Allah’ın yaratma mucizelerinden biridir.
Ali, Allah’ın herşeyi canlıların kullanımına nasıl da uygun yaratmış olduğunu düşündü. Kışın yediği portakal geldi aklına. Bu meyvenin kolayca yiyebilmemiz için özel olarak kabuğundan dilimlenmiş halde çıkmasına şaştı. Eğer böyle olmasaydı, sulu haliyle onu yememiz çok zor olacaktı. İçinde sağlığımız için çok faydalı olan C vitamininin bulunduğu bu meyveyi, Allah’ın bizim kolayca yememiz için dilimlenmiş ve paketlenmiş bir şekilde yaratmış olmasına şükretti. Ve tabii onu kolayca yemesi için dişleri olması da ayrı bir nimetti. Tıpkı tavşanın havucu kolayca kemirmesini sağlayan ön dişleri gibi, Allah ona da yemek yiyebilmesi için dişlerini vermişti.
Ali: Peki, yüce Allah başka ne gibi özellikler vermiş size?
tolga ve abisi
Tavşan: Allah her canlıya yaşamlarını kolaylaştıracak birçok özellik vermiştir. Yeryüzünde farklı özelliklere sahip çeşit çeşit tavşanlar vardır. Örneğin soğuk bölgelerde yaşayan tavşanlar genelde beyaz renklidir. Çünkü bu onların karlar üzerinde fark edilmelerini engeller ve böylece kolayca saklanabilirler. Benim gibi yabani tavşanların bacakları ve kulakları daha uzundur. Çöllerde yaşayan Amerikan tavşanının ise iri kulakları vardır. Bu kulaklar tavşanın sıcak çöllerde serinlemesine yardımcı olur.
Ali: Senin kaplumbağayla olan hikayeni bilmeyen yok. Sanırım hızlı bir koşucusun, doğru mu?
Tavşan: Evet, arka bacaklarım ön bacaklarımdan daha uzun ve güçlü. Bu sayede, saatte 60-70 km hızla koşabiliyor ve bir seferde 6 metre ileriye sıçrayabiliyorum.
Ali: Peki yerin altındaki evini nasıl buluyorsun, ya sen yokken oraya başka bir tavşan yerleşirse?
Tavşan: Bazı hayvanlar evlerini belirlemek için “koku  bırakma” yöntemini kullanırlar. Mesela ceylanlar gözlerinin altındaki bezlerden salgılanan bir madde bırakırlar. Bu salgıdan yayılan kokuyla yaşam bölgelerini işaretlemiş olurlar. Biz de çenemizdeki bezler ile bir koku bırakarak evlerimizi işaretleriz. Böylece oraya başka bir hayvan yerleşmez, biz de yuvamızı kolayca buluruz. Tabii bunu kendi irademizle değil, ancak Allah’ın ilham etmesiyle yaparız.
Ali: Kardeşlerin var mı?
Tavşan: Biz tavşanların hızlı bir üreme dönemi vardır. Annelerimizin gebelik süresi kısa yani yaklaşık 28-33 gün kadardır. Bir  defada birçok yavru doğururlar. Mesela benim 15 tane kardeşim var... Yavrular yaklaşık bir ay  annelerinin yanında kalırlar. Tavşanların bir başka  özellikleri de doğumdan 3-4 gün sonra sonra çiftleşebilmeleridir.
tavşan
Bu sırada Ali’nin babası, yanlarına geldi ve sohbete katıldı.
Ali’nin babası: Bütün bunları ben bile bilmiyordum minik tavşan. Allah razı olsun. Allah tüm kainatı, içindeki canlı cansız herşeyi nasıl da eksiksiz olarak yaratmış. Kuran’da yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“işte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin. O herşeyin üstünde bir vekildir.”
(En’am Suresi, 102)
Bütün bu verdiği nimetler sonsuz ahiret hayatımıza hazırlık yaptığımız ve imtihan olduğumuz dünya hayatında O’na şükretmemiz, O’nun rızasını kazanarak yaşamamız içindir. Biliyorsunuz Allah Kuran'da, “insanları ancak Kendisi'ne ibadet etmeleri için” yarattığını bize bildiriyor. Bizim de yapacağımız en güzel şey, tüm bu nimetlere şükretmek, hayatımızı Kuran’a göre düzenlemek ve “Allah için” yaşamak olmalı. Kuran’da Allah şöyle buyurur:
“Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.”
(Kehf Suresi, 28)
Ali: Babacığım, insan etrafına biraz düşünerek bakınca ne kadar çok şükredecek şey görüyor, değil mi? Her gün görmeye alıştığımız bir ağaç, uçan bir kuş, bu minik tavşan... Biraz düşünüp inceleyince hepsinde kusursuz birer tasarım olduğunu görüyoruz. Bunu yapmaya ancak herşeyi örneksiz yaratan yüce Allah güç yetirebilir değil mi? Yoksa bir tavşan tüm bu özellikleri kendinde toplamayı nasıl akıl edebilirdi ki?
tavşan
Tavşan: Çok haklısın Aliciğim. Allah bize yaratılışımıza uygun özellikleri vermese hiçbirimiz onlara sahip olmaya güç yetiremezdik.
Ali’nin babası: Aliciğim,  pikniğe gelmemiz ne kadar hayırlı oldu. İlk bakışta bizimle pikniğe gelmek hiç de cazip gelmemişti ama burada minik tavşanla tanışıp bu sohbeti yapman birçok konuda tekrar düşünmeni sağladı.
Ali: Haklısın babacığım, bu sohbet benim herşeyde Allah’ı görmeme çok yardımcı oldu. Çok teşekkür ederim minik tavşan. Benim babamla gitmem gerekiyor. Anneme sorayım, daha havucumuz varsa sana getirirm. Tekrar görüşmek üzere şimdilik hoşçakal.
Tavşan: Teşekkürler Ali, Allah’a emanet olun.

Murat ile Kedi

Murat ile Kedi

Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da batının da ve
bunların arasında olan herşeyin de Rabbidir.
(Şuara Suresi, 28)
Okuldan eve döndüğünde Murat’ı büyük bir sürpriz bekliyordu. Babası ona minik bir kedi yavrusu almıştı!
Murat derslerden arta kalan vaktini bu sevimli kediyle oynayarak geçirmeye başlamıştı. Bir gece uyurken kedinin odadan çıkıp, kapkaranlık olan salonda süt kabını hemen buluşunu görünce Murat hayrete düştü.
kedi
Murat: Bu karanlıkta nasıl da kolayca bulabildin bakalım süt kabını?
Kedi:: Muratcığım, bizim görmemiz için azıcık ışık yeterlidir. Gözlerimiz insanlarınkinden farklı yaratılmıştır. Göz bebeklerimiz karanlıkta olabildiğince çok ışık almak için büyüyerek yuvarlaklaşırlar. Ayrıca biz kedilerin gözlerinde siz insanlarınkinde bulunmayan bir tabaka vardır. Retinanın hemen arkasında bulunan bu tabakadan ışık geri yansır. Böylece ışık retinamızdan iki kez geçmiş olur. Biz de bu sayede karanlıkta  rahatça görebiliriz ve gözlerimiz de daha parlak olur. Şüphesiz Allah bizi her türlü koşul için en uygun şekilde yaratmış, bize ihtiyacımız olan özellikleri vermiştir. Bu özelliklere evrim teorisinin iddia ettiği gibi zamanla ve tesadüfler sonucunda sahip olmamız tabii ki imkansızdır. Allah kediler gibi bütün canlıları bir anda kusursuzca yaratmıştır.
Murat: İnsanlar sizi bir de yüksek bir yerden “hep dört ayak üzerine düşme” becerinizle tanırlar. Bunu nasıl beceriyorsunuz?
Kedi: Haklısın. Biz kediler ağaçların üzerinde, yüksek yerlerde dolaşmaya bayılırız. Ancak buralardan düşme tehlikesine karşı Allah, bizlere bu özel yeteneği vermiştir. Düşerken dengemizi sağlamak için kuyruğumuzu kullanır ve gövdemizin ağırlık merkezini bu sayede değiştirip, patilerimizin üzerine düşmeyi başarırız. Bu koruyucu özelliğiyle Allah sonsuz şefkat ve merhametini göstermektedir.
kedi
Murat minik kediyi şefkatle kucağına aldı. Her gün karşılaştığı bu sevimli yaratıkların aslında Allah’ın üstün yaratışının ne kadar önemli birer delili olduğunu düşündü. Kedilere olan sevgisi ve şefkati böylece daha da arttı. Tüyleri okşanan yavru kedi de mırıldanarak Murat’a sevgisini belirtti.
Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde O’nun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.
(Hac Suresi, 65)

Cüneyt İle Mürekkep Balığı

Cüneyt İle Mürekkep Balığı

Cüneyt yaz tatilini bol bol yüzerek değerlendiriyordu. Babası yüzerken suyun altını görebilmesi için ona  bir deniz gözlüğü hediye etmişti. Cüneyt deniz altında gördüğü muhteşem güzellik karşısında adeta büyülenmişti. Yine gözlüklerle deniz altını seyretmeye dalmışken balığa benzemeyen bir canlı gördü.
Cüneyt: Hey! Sen  kimsin?
Mürekkepbalığı: Şaşırmakta haklısın Cüneyt. Her ne kadar “balık” adını taşısak da biz mürekkep balıkları diğer balıklardan çok farklıyız. Mesela bizim vücudumuzda  hiç kemik yoktur.
mürekkepbalığı
Cüneyt: Vücudunuzda kemik yoksa nasıl hareket ediyorsunuz?
Mürekkepbalığı: Aslını istersen  bizim çok şaşırtıcı bir hareket yeteneğimiz var! Bizim vücudumuz çok yumuşaktır ve derimiz de çok kalındır. Derimizin altında da bazı kaslar vardır. Bu kasları kullanarak vücudumuza su çekeriz  ve daha sonra bu suyu kuvvetlice geri püskürtürüz. Bu da bizim yüzmemizi sağlar.
Cüneyt: Bunu nasıl yaptığını tam olarak anlatır mısın?
Mürekkepbalığı: Başımızın iki yanında cebe benzeyen birer açıklık bulunur. Bu açıklıktan aldığımız suyu vücudumuzun içinde bulunan bir boşluğa çekeriz. Daha sonra içerideki bu suyu, başımızın hemen altında bulunan ince bir borudan çok hızlı bir biçimde püskürtürüz. Bu sayede meydana gelen güç ile ters yöne doğru hızla hareket ederiz. Ayrıca bizi avlamak isteyen düşmanlarımızdan da ani bir hızla kaçarız.
Cüneyt: Peki diyelim bu kaçış hızı yeterli olmadı, o zaman ne yaparsınız?
Mürekkepbalığı: Eğer kaçış hızı yeterli gelmezse vücudumuzda ürettiğimiz koyu renkli boyayı bir bulut şeklinde düşmanlarımıza doğru püskürtürüz. Bu bulut düşmanda  büyük bir şaşkınlığa yol açar. Bu birkaç saniyelik şaşkınlık da bizim için yeterlidir. Çıkardığımız renkli bulut sayesinde arkasında görünmez olur ve hızla bölgeden uzaklaşırız.
Cüneyt: Allah sizi de karşılaşacağınız her zorluğa karşı özel olarak donanımlı yaratmış. Düşünüyorum da bu özelliklerimizi ne biz insanlar ne siz canlılar kendi kendimize asla bulamazdık.
sualtı
Mürekkepbalığı: Haklısın Cüneyt. İşte bu yüce Allah’ın üstün yaratma bilgisinden kaynaklanır. Gördüğün bütün canlıları bu bilgiyle ve mükemmel özelliklerle Allah yaratmıştır. Hiçbir canlı bu özelliklerine kendi kendine sahip olamaz. Allah'ın gücü ve bilgisi her yeri kaplamıştır. O'ndan başka güç yoktur.
Cüneyt: Seni tanıdığıma çok sevindim mürekkep balığı. Verdiğin bilgiler için teşekkür ederim.
“Allah... O'ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na güç gelmez.
O, pek yücedir, pek büyüktür.”
(Bakara Suresi, 255)